Uluslararası Ehl-i Beyt (a.s) Haber Ajansı – ABNA: İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun 30 Ağustos 2026’da Channel 14’ün “The Patriots” programına verdiği röportajdan bir bölümü paylaşarak, İsrail liderini ABD’yi İran savaşına sürüklemekle suçladı.
Arakçi, Netanyahu’nun İbranice yaptığı açıklamalarda Washington üzerindeki etkisinden söz ettiğini belirterek, Netanyahu’nun “ABD yönetimini İsrail adına İran’la savaşa girmeye ikna etmekle övündüğünü” savundu. İran Dışişleri Bakanı, Netanyahu’nun Amerikan televizyonlarında yaklaşık “bin saat” görünerek ABD kamuoyu ve karar alma mekanizmaları üzerinde etkili olduğunu söylediği bölüme özellikle dikkat çekti. Ardından Netanyahu’nun İngilizce açıklamalarında ABD Başkanı Donald Trump’ın liderliğini övdüğünü hatırlatan Arakçi, mesajını tek kelimeyle tamamladı: “Yılan.” İsrail Hayom ve AFP kaynaklı haberler Arakçi’nin bu ifadelerini ve söz konusu Channel 14 röportajına yaptığı göndermeyi doğruluyor.
Netanyahu’nun röportajındaki sözleri ise Arakçi’nin siyasi söylemi açısından önemli bir malzeme sunuyor. İsrail Başbakanı uzun yıllardır İran dosyasıyla ilgilendiğini, önce İsrail güvenlik kurumlarını, ardından ABD’yi İran tehdidi konusunda kendi yaklaşımına yaklaştırmak için çaba harcadığını anlattı. Aynı programda İran’ın nükleer kapasitesini yeniden inşa etmesine izin verilmeyeceğini söylerken, Tahran yönetimine karşı mücadelenin İsrail açısından tamamlanmamış bir güvenlik görevi olduğunu da savundu.
Arakçi’nin hedefi yalnızca Netanyahu değil
Arakçi’nin “yılan” benzetmesini basit bir diplomatik hakaret olarak okumak eksik kalır. İranlı bakanın asıl mesajı Washington’a, özellikle de Trump’ın “America First” söylemine yakın Amerikan kamuoyuna yöneliyor.

Tahran’ın kurmaya çalıştığı siyasi çerçeve şu: “Bu savaş Amerika’nın çıkarları için değil, Netanyahu’nun İsrail’i için başladı.”
Nitekim Arakçi savaş başlamadan önce de benzer bir çizgi kullanıyordu. CNN’e Şubat 2026’da verdiği röportajda “bazı aktörlerin kendi çıkarları için Başkan Trump’ı savaşa sürüklemek istediğini” söylemiş, asıl tehlikenin yanlış hesaplamalar ve yanlış istihbarata dayalı askeri kararlar olduğunu savunmuştu. Dolayısıyla bugün Netanyahu’yu açıkça hedef alması, savaş öncesinde kurduğu söylemin devamı niteliğinde.
Bununla birlikte, Trump’ın İran savaşına yalnızca Netanyahu tarafından “kandırılarak” girdiğini söylemek doğrulanmış bir olgu değil, Arakçi’nin siyasi yorumudur. Reuters’ın savaşın başlangıcına ilişkin haberlerinde Trump yönetiminin İran’ın nükleer programı, balistik füze kapasitesi, Amerikan askerleri ve müttefiklerine yönelik tehditler ile İran yönetimine baskı kurulmasını askeri harekâtın gerekçeleri arasında gösterdiği aktarılıyor. Trump ayrıca savaşın ilk günlerinde İran’daki siyasi değişim ihtimalinden de açık biçimde söz etti. Bu nedenle Washington’un kendi stratejik, ideolojik ve iç siyasi hesapları da karar sürecinin parçasıydı.
İsrail’in Washington üzerindeki etkisi yine de tartışmanın merkezinde
Öte yandan Arakçi’nin suçlamasının tamamen boşlukta ortaya çıktığını söylemek de mümkün değil. Netanyahu’nun on yıllardır İran’ın nükleer programını ABD siyasetinin en önemli Ortadoğu başlıklarından biri haline getirmeye çalıştığı biliniyor ve kendisi de Amerikan televizyonlarındaki uzun süreli görünürlüğünün Washington’u etkilemede rol oynadığını açıkça anlatıyor.
Reuters’ın 13 Ağustos tarihli araştırması da İsrail istihbaratının, İran’ın Trump’a yönelik suikast planları bulunduğuna ilişkin çeşitli uyarıları Amerikan makamlarına aktardığını; ancak bazı iddiaların ABD ve Türk istihbaratınca bağımsız biçimde doğrulanamadığını bildirdi. Bu durum, Washington’un İran politikasında İsrail kaynaklı istihbaratın ve güvenlik değerlendirmelerinin ağırlığı konusunda yeni tartışmalara yol açmış durumda. Ancak bu veriler de tek başına “Netanyahu Trump’ı savaşa soktu” sonucunu kanıtlamıyor.
Çıkışın zamanlaması tesadüf değil
Arakçi’nin Netanyahu’ya yönelik sert mesajı, ABD ile İran arasındaki askeri gerilimin yeniden yükseldiği bir anda geldi.
Reuters’a göre ABD güçleri 30 Ağustos’ta Hürmüz Boğazı’ndaki Larak Adası’nda iki İran füze fırlatma sistemini vurdu. Washington, hedef alınan unsurların deniz mayınlarıyla bağlantılı bir saldırıya hazırlandığını savunurken İran saldırının ardından bölgede ABD kuvvetlerinin bulunduğu noktalara füze saldırıları gerçekleştirdi. Bu olay, haftalardır daha düşük yoğunlukta seyreden çatışmalarda yeniden doğrudan askeri tırmanış anlamına geliyor.
Dolayısıyla Arakçi’nin Netanyahu çıkışı yalnızca geçmişte savaşı kimin başlattığına yönelik bir suçlama değil; gelecekteki Amerikan askeri kararlarını etkilemeye dönük bir caydırma ve propaganda hamlesi olarak da okunabilir. Tahran, yeni bir büyük saldırının sorumluluğunu daha saldırı gerçekleşmeden Netanyahu’nun üzerine yerleştirmeye ve Trump yönetimini İsrail’in stratejik hedeflerinden ayrıştırmaya çalışıyor.
Altı ay sonra savaşın stratejik tablosu
Bu mesajın bir başka boyutu da savaşın beklenenden uzun sürmesi. Reuters ve Associated Press’in altıncı ay değerlendirmeleri, çatışmanın başlangıçtaki hızlı askeri hedeflerden giderek Hürmüz Boğazı, enerji akışları, ekonomik yaptırımlar ve uzun süreli yıpratma mücadelesine dönüştüğünü gösteriyor. İran ağır askeri ve ekonomik kayıplar yaşarken ABD ve İsrail de savaşı siyasi bir sonuca dönüştürmekte zorlanıyor; Körfez ülkeleri ise çatışmanın genişlemesinden giderek daha fazla kaygı duyuyor.
Bu açıdan Arakçi’nin “yılan” sözü, diplomatik nezaket sınırlarının aşılmasından daha fazlasını ifade ediyor. İran, Netanyahu’yu savaşın mimarı, Trump’ı ise İsrail’in stratejisine çekilmiş bir lider olarak gösteren bir anlatı kuruyor. Bu anlatının amacı, Amerikan yönetimi içinde ve Amerikan kamuoyunda savaşın maliyetine ilişkin tartışmayı büyütmek, Washington–Tel Aviv hattında mümkün olan her görüş ayrılığını derinleştirmek ve yeni saldırıların siyasi maliyetini yükseltmek.
Netanyahu cephesinin anlatısı ise bunun tam karşısında: İsrail Başbakanı İran’ı bağımsız biçimde hem İsrail hem de ABD için stratejik ve nükleer bir tehdit olarak tanımlıyor ve Amerikan desteğini “İsrail için verilmiş bir savaş” değil, iki ülkenin ortak güvenlik çıkarlarının sonucu olarak sunuyor. AP’nin savaşın başlangıcındaki Netanyahu açıklamalarına ilişkin kaydı da İsrail Başbakanı’nın operasyonu İran’ın nükleer ve füze kapasitesinin ortadan kaldırılması hedefiyle gerekçelendirdiğini gösteriyor.
Sonuç olarak, Arakçi’nin suçlaması doğrulanmış bir nedensellik tespitinden ziyade son derece bilinçli bir siyasi ve psikolojik harp mesajı niteliğinde. Fakat Netanyahu’nun ABD kamuoyunu ve yönetimlerini İran konusunda yıllarca etkilemeye çalıştığını bizzat anlatması, Tahran’a bu söylemi güçlendirecek önemli bir propaganda malzemesi sağlamış durumda. ABD–İran hattında yeniden ateş açıldığı bir dönemde “Trump’ı savaşa kim sürükledi?” sorusu artık yalnızca geçmişe ilişkin bir tartışma değil; bir sonraki askeri kararın siyasi zeminini şekillendirme mücadelesinin de parçası.
Analizde başvurulan başlıca kaynaklar: Reuters’ın savaşın başlangıcı, Larak saldırısı ve İsrail istihbaratının Washington üzerindeki etkisine ilişkin haberleri; Associated Press’in savaşın altıncı ayı ve Netanyahu’nun savaş gerekçelerine ilişkin haberleri; CNN’in Arakçi ile savaş öncesinde yaptığı röportaj; Israel Hayom’un Netanyahu’nun “The Patriots” röportajı ve Arakçi’nin tepkisine ilişkin haberi; The Times of Israel’in Channel 14 röportajı ve Arakçi açıklamalarına ilişkin kayıtları.

yorumunuz